29 Ocak 2015 Perşembe

Piyasalarda tahsilat krizi

Piyasalarda tahsilat krizi

Ya­rım sa­at­lik ge­cik­mey­le baş­la­yan top­lan­tı­nın açı­lı­şın­da ko­nu­şan Er­do­ğan, yük­sek çı­kan enf­las­yon ve­ri­le­ri­ne rağ­men fa­iz­le­rin dü­şü­rül­me­si yö­nün­de­ki ıs­ra­rı­nı sür­dür­dü. Mer­kez Ban­ka­sı'nın fa­iz tav­rı­nı tas­vip et­me­di­ği­ni ifa­de eden Er­do­ğan, ya­tı­rım­la­rın de­vam ede­bil­me­si için fa­iz­le­rin da­ha da in­me­si ge­rek­ti­ği­ni söy­le­di.  

Va­de­de uza­ma var

Top­lan­tı­nın ba­sı­na ka­pa­lı bö­lü­mün­de ise iş dün­ya­sı­nın tem­sil­ci­le­ri  Er­do­ğan ve ba­kan­la­ra eko­no­mi­de ya­şa­nan so­run­la­rı di­le ge­tir­di­ler. Ra­por ha­lin­de il­gi­li ba­kan­lık­la­ra da gön­de­ri­len ra­por­da, iç pi­ya­sa­da özel­lik­le son dö­ne­de cid­di bir tah­si­lat ve ala­cak so­ru­nu ya­şan­dı­ğı bil­di­ril­di. Ra­por­da, va­de­li sa­tış­lar­da va­de­le­rin uza­dı­ğı­na dik­kat çe­ki­lir­ken, çek­te ha­pis ce­za­sı­nın kalk­ma­sın­dan son­ra öde­me­le­rin gü­nün­de ya­pı­la­ma­dı­ğı, çek tah­si­la­tın­da va­de­le­rin uza­dı­ğı şi­ka­yet edil­di.

Ka­mu des­te­ği şart

Ra­por­da, na­kit akı­şın­da ve ti­ca­ri ha­yat­ta dur­gun­lu­ğa yol aç­ma ris­ki ta­şı­yan bu du­ru­mun çö­zül­me­si için ala­cak si­gor­ta­sı sis­te­mi­nin yay­gın­laş­tı­rıl­ma­sı­nı is­te­yen işa­dam­la­rı bu ko­nu­da ka­mu des­te­ği­ne acil ih­ti­yaç ol­du­ğu­nu, dev­le­tin Exim­bank ben­ze­ri bir des­te­ği si­gor­ta­da yap­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni be­lirt­ti­ler.

Vergi ve primler fazla

İş dün­ya­sı is­tih­dam üze­rin­de­ki ver­gi ve prim yü­kü­nü çar­pı­cı bir ör­nek­le Er­do­ğan'a ilet­ti­ler.Bir iş­çi­nin eli­ne ay­da net 2 bin li­ra geç­me­si için iş­ve­ren ola­rak 3 bin 680 li­ra ma­li­yet üst­len­dik­le­ri­ni be­lir­ten işa­dam­la­rı, yük­sek is­tih­dam ver­gi­le­ri yü­zün­den ka­yıt­dı­şı­lık ve  gü­ven­lik­siz ça­lış­ma gi­bi ada­le­tiz uy­gu­la­ma­la­rın yay­gı­laş­tı­ğı­nı an­lat­tı­lar.

İşa­dam­la­rı iş sağ­lı­ğı ve gü­ven­li­ği uz­man­la­rı di­ye ye­ni bir ay­rı­ca­lık­lı züm­re ya­ra­tıl­dı­ğı­nı, uz­man­la­rın ele­man ek­sik­li­ği sa­ye­sin­de 10-15 bin li­ra pa­ra ka­zan­dık­la­rı­nı be­lirt­ti­ler.

27 Ocak 2015 Salı

Borç barışında süre uzadı

Borç barışında süre uzadı


Yeniden yapılandırmaya 3 milyon kişinin başvurduğunu belirten Şimşek "1 aylık ek süre vereceğiz" dedi.
İSTANBUL - Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergi ve prim borçlarının yeniden yapılandırılması kapsamında 3 milyon 38 bin mükellefin başvuru yaptığını, böylelikle 20 milyar liralık kamu ve vergi alacağının taksitlendirilmiş olacağını bildirdi
Şimşek, "6. Türk-Arap Ekonomi Forumu" sırasında gazetecilerin Torba Yasa'da süre uzatımı ile ilgili soruları üzerine şöyle konuştu:
"Yapılandırmaya muazzam bir ilgi oldu. Maliye Bakanlığı'na yaklaşık 3 milyon 38 bin mükellef başvurdu. Yaklaşık 3,5 milyon civarında dosya için başvuru yapıldı. Dolayısıyla 3,5 milyon dosya yapılandırıldı. Bu da yaklaşık olarak 20 milyar liranın üzerinde bir rakama karşılık geliyor yani, 20 milyar liralık kamu, vergi alacağı taksitlendirilmiş olacak. Bizim beklediğimizden çok daha yoğun ilgi, büyük bir başarı söz konusu..."
Son günlerde ilginin devam ettiğini, mükelleflerin hayatını kolaylaştırmak için süreyi uzatmayı düşündüklerini belirten Şimşek, "Buna ilişkin çalışmalar son aşamada... Sanırım birkaç güne bu yönde bir Bakanlar Kurulu kararı çıkacak ve vatandaşımıza 1 aylık ek süre vereceğiz" dedi.
Bu konuda, bütün mükelleflere başvuruyu son güne bırakmamaları tavsiyesinde bulunan Şimşek, "Nasılsa uzatıldı, ben sonra giderim' demesinler. Yığılmalar oluyor. Biz hafta sonları da çalışıyoruz. Elektronik ortamda da yapılandırma başvurularını kabul ediyoruz. Bugün de 1 ay sonra da başvursalar ödeme takviminde bir değişiklik olmayacak" şeklinde konuştu.

Sorunlu 'tahsilat' için randevu bekliyorlar

Sorunlu 'tahsilat' için randevu bekliyorlar


Piyasada alacakların tahsil edilme süreci uzayınca KOBİ'ler zora girmeye başladı.
Ece CEYHUN
İSTANBUL - Piyasada alacak tahsilatı gün be gün uzarken üyeleri KOBİ'lerden oluşan birlikler artık AB mevzuatına uyum ve Hindistan'ın KOBİ'ler için koyduğu tahsilatta vade sınırlaması modelinin örnek alınmasını istiyor.
Hindistan modelinde büyük firma iş yaptırdığı KOBİ'ye ödemeyi 45 gün içinde yapmak zorunda. Büyük şirketlerin, belediyelerin ya da kamunun iş yaptırdıkları KOBİ'lere ödemelerini uzun vadeye yayması piyasada zincirin halkalarını uzatırken oluşan nakit sıkıntısı, zaten en büyük sorunu finansmana erişmek ulaşmak olan işletmeleri gün geçtikçe bunaltıyor.
TÜRKONFED Başkanı Celal Beysel, herkesin bankalara yüklendiğini ama sorunun hazırlanacak bir kanunla çözülmesi gerektiğini söylüyor.
Beysel'in geçtiğimiz günlerde de dile getirdiği sorun iş dünyasından destek bulurken KOBİ'ler Cumhurbakanı'ndan ve ilgili bakanlardan destek bekliyor. Buarada UND Başkanı Tamer Dinçşahin'de dün yaptığı açıklamada özellikle taşımacılık sektöründeki 4 aya kadar uzayan ödemelerin 30 gün ile sınırlandırılması için bundan tam bir sene önce hükümetten resmen talepte bulunduklarını bildirerek "UND, AB'deki yasal düzenleme benzeri bir uygulama için pilot sektör olmaya talepkardır" dedi.
TÜRKONFED Başkanı Celal Beysel DÜNYA'ya yaptığı açıklamada KOBİ'lerin tahsilat sorununu çözmek için Türkiye'nin de bir kanun hazırlaması gerektiğini söyledi. Beysel, Hindistan'ın KOBİ'lerin alacağını 45 günde ödeme zorunluluğunu 2006 yılında getirdiğini AB'nin ise vade sınırı koymadan ama gecikmeler halinde büyük cezalar getirerek oluşturduğu kuralları 2000 yılında getirdiğine dikkat çekerek "Herkes bankalara hucüm ediyor. Bankalar KOBİ'lere kredi versin deniyor. Asıl sorun bankalar değil ki. KOBİ'nin bankaya gitmesine mecbur bırakmamak lazım" dedi.
Dertlerini önce Bakan'a anlattılar
Celal Beysel, bundan yaklaşık 1 ay önce tahsilat problemlerine dikkat çekmek için Sanayi Bakanı ile görüştüklerini kendisinin de bu konuda dünyada var olan uygulamalara bakmak gerektiğini söyledikten sonra harekete geçtiklerini anlatan Beysel, araştırdıklarında konunun AB mevzuatına bundan 10 yıl önce girdiğini gördüklerini söyledi. Beysel şu bilgileri verdi: "2000 yılında AB, Feira'da bir small business act çıkartıyor. Bu act'te KOBİ'lerin çeşitli sorunlarına değiniyorlar ve sorunların kaldırılması için harekete geçiyorlar. Serbest piyasa ekonomisi bazı konularda regülasyon getirmeye engel olmakla birlikte KOBİ'ler için bunun engel olmadığına karar veriyorlar ve 'büyük firmaları teşvik serbest piyasa ekonomisine aykırı ama KOBİ'leri teşvik serbest piyasa kurallarına aykırı değil' sonucuna varıyorlar.
Şöyle bir felsefe ortaya koyuyorlar: 'KOBİ'ler büyütülmeye muhtaç bebeklerdir'. 2000 yılında Feira'da aldıkları kararlar içerisinde bir çok madde var. Özellikle 10 madde var ki bunlardan birinin içinde AB'de KOBİ'lere paralarının geç ödenmesinin maliyetinin 20-25 milyar Euro olduğuna ilişkin bir istatistik var. 2004 yılında AB, bu konuda yeterli gelişme olmadığına karar veriyor. Ve bir açıklama daha yapıyor. Ama AB serbest piyasa ekonomisinin kurallarını da fazla zorlamamak için kendisi bir vade tarihi biçmeden diyor ki anlaşmada yazılı olan vadeye uyulmadığı takdirde uyulmayan günler için LİBOR+7 ceza uygulanmalı diyor. Bizde mahkemeye gitseniz 8 sene sürer. AB, özel olarak bu cezanın süratle uygulanması için de birtakım kurallar koyuyor."
Hindistan'da 45 gün sınırı var
Beysel, konu ile araştırma yaparken Hindistan'ın da 2006 yılında bu konuda düzenlemeler yaptığını gördüklerini anlatarak AB'den farklı olarak Hindistan'ın tahsilat dönemini 45 gün ile sınırladığını gördüklerini aktardı. Beysel, "AB'de bu böyle yürürken 2006'da Hindistan 'bizde de KOBİ'lere geç ödeme oluyor. Ama benim şartların AB şartlarından ağır. Benim KOBİ'lerin çok daha zayıf onun için büyük firmalar KOBİ'leri 3 ayda ödeyeceğim, 5 ayda ödeyeceğim, 8 ayda ödeyeceğim diye zorlayabilirler ve küçük firmalar da buna karşı koyamayabilirler. Çünkü küçük firma büyük firmadan iş alamazsa batabilir. Halbuki ayakta kalabilmek için bir lokma ekmeğe ihtiyacı var' diyerek küçük firmaları korumak 45 gün sınırı koyuyor. AB, benim KOBİ'lerim güçlüdür anlaşmayı yaparken aklı başında anlaşma yaparlar kendilerini zor durumda bırakmazlar diye bakıyor. Ama mevzuatı aşan bir durumda büyük ceza getiriyor. Hindistan ise benim KOBİ'lerim küçüktür, 45 gün diyor. Biz Türkiye'de Hindistan'ın tavrını tercih ediyoruz. Çünkü bizde de küçük firmalar çok fazla. Çoğu zayıf firmalar.
Büyük firmalara karşı duracak durumda değiller. Bunun kanunlaşması çok önemli. 45 günün Türkiye içinde uygun olduğunu düşünüyorum. UND 30 gün diyor, keşke 30 gün olsa" değerlendirmesinde bulundu.
KDV'nin yükü KOBİ'nin sırtında
Beysel, büyük firmaların bazen ödemelerini 4 aya kadar uzattığını ve bu durumda KDV yükünün KOBİ'nin sırtına bindiğine dikkat çekerek, "Büyük firmanın hammaddesini finanse etmenizin haricinde bir de KDV'yi finanse ediyorsunuz. Küçük firma faturayı kestiği zaman o işin KDV'sini yaklaşık 45 gün sonra öder. Eğer büyük firma borcunu 100 gün sonra öderse 55 gün KDV yükünü küçük firma karşılar.
Küçük firma KDV'yi devlete ödemek zorunda olduğu için nasıl karşılar KDV'yi gider bankadan kredi alır ya da fatura bulmak zorunda kalır" diyerek sorunun aslında çok boyutlu tarafları olduğunu kaydetti.
Alacak tahsili konusunda KOBİ'lerin sadece büyük firmalarla değil belediyeler ve kamu tarafında da sorun yaşadığını hatta burada alacağını tahsil etme süresinin 1.5-2 yıla kadar uzandığını aktaran Beysel, "Büyük firmalar problemin belki de yüzde 20'si. Bence bu işin Türkiye'de gündeme gelmemesinin en büyük sebebi belediyeler ve kamu borcudur. Belediyeler bu akte uymak zorunda bırakılsın rüşvet söylentilerinin de dörtte üçü kaybolur" dedi.
Aslında sorun bankalar değil
"Herkes bankalara hücum ediyor, kredi versin deniyor ama asıl sorun bankalar değil" diyen Celal Beysel, "KOBİ'nin bankaya gitmesine mecbur bırakan büyük firma. Ben de KOBİ'yim. Bundan 8 ay önce bir firma dedi ki vadeni 30 günden 60 güne çekiyorum. Ben şu anda o firmanın bir aylık KDV yükünü bankadan kredi olarak karşılıyorum. O firma için yaptığım satın almayı da peşin ödemek zorunda olduğum için, işçinin parasını ödemek için faiz ödüyorum. Ben şu anda bankaya muhtacım. Ama resmin tamamına bakmak lazım. Bankalarda 'KOBİ'nin teminatı yok ben nasıl kredi vereyim' diyor.
Bankaların da Bankalar Kanun gereği eli kolu bağlı. Asıl düğümü bu konuda hazırlanacak bir kanun çözecek ve diyecek ki 'arkadaş KOBİ'nin kestiği faturanın KDV'sini zamanında ödeyeceksin'. 45 günde öderseniz KOBİ, banka faizi almaya muhtaç olmadan işini yürütebilir" diye konuştu.
Hindistan'daki gibi bir uygulamanın Türk KOBİ'leri için de çare olacağını düşünen Beysel, ayrıca batık oranı yüksek bir segment olan KOBİ'nin bu yolla rahatlaması halinde bankaların TGA oranlarının da düşeceğine dikkat çekti. Beysel, "Herkes KOBİ'lerin güçlenmesini istiyor. Ama doğrusu Hindistan'ın 2006 yılında yaptığı" ifadelerini kullandı.

tmsf tahsilat başkanlığı oluşturuluyor

TMSF'ye yeni daire başkanlığı

Fon, görevli ve yetkili olduğu alanın yoğun olduğu illerde olmak ve sayısı üçü geçmemek kaydıyla Bakanlar Kurulu kararıyla yurt içi temsilcilik ve tahsilat birimleri açabilecek.
ANKARA - Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF), hizmet birimleri arasına "2. Tahsilat Başkanlığı" eklendi.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Teşkilat Yönetmeliğinin Değiştirilmesine Dair Yönetmelik, Resmi Gazetenin bugünkü sayısında yayımlanarak, yürürlüğe girdi.
Buna göre, Fon, görevli ve yetkili olduğu alanın yoğun olduğu illerde olmak ve sayısı üçü geçmemek kaydıyla Bakanlar Kurulu kararıyla yurt içi temsilcilik ve tahsilat birimleri açabilecek. Ankara İl Temsilciliği de bu kapsamda faaliyetlerine devam edecek.
Tebliğle, Fonun hizmet birimleri arasına "2. Tahsilat Başkanlığı" eklenirken, Finansman Daire Başkanlığı, Hukuk İşleri Daire Başkanlığı, İştirakler ve Gayrimenkuller Daire Başkanlığı, Sigorta ve Risk İzleme Daire Başkanlığı, 1. Tahsilat Daire Başkanlığı, 2. Tahsilat Daire Başkanlığı, Varlık Yönetimi Daire Başkanlığı, Denetim Daire Başkanlığı ve Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı'nın görevleri de düzenlendi.

'Vergi tahsilatında son 4 yılda bir sapma yok'

'Vergi tahsilatında son 4 yılda bir sapma yok'

ANKARA - Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergi tahakkukunda da tahsilatında da son 4 yılda bir sapmanın olmadığını, yıl sonu beklentilerinin de yüksek olduğunu bildirdi. Bakan Şimşek, vergide tahsilat tahakkuk oranının yılın ilk aylarında belirli sebeplerden dolayı her zaman düşük olduğunu, gerçek tablonun ise yıl sonunda ortaya çıktığını söyledi. 
Konuya ilişkin soruları yanıtlayan Şimşek, yılın ilk 4 ayına ilişkin vergi tahsilat tahakkuk oranlarının nasıl değerlendirilmesi gerektiğini açıkladı. 
Vergi tahsilatının, Bakanlığın en önem verdiği konulardan biri olduğunu vurgulayan Şimşek, bu konuda asla taviz vermediklerini, çünkü burada 77 milyonun hakkının söz konusu olduğunu ifade etti.
"Tahsilat tahakkuk oranı yüzde 61.4"
Tahsilat tahakkuk oranının yılın ilk aylarında her zaman düşük olduğunu, asıl tablonun ise yıl sonunda ortaya çıktığını belirten Şimşek, "2014 yılının ilk 4 aylık dönemine göre vergi tahakkuku 180,6 milyar lira, aynı dönem vergi tahsilatı ise 110,9 milyar liradır. Buna göre tahsilat tahakkuk oranı yüzde 61,4'tür" dedi. 
Maliye Bakanı Şimşek, bu konuda geçmiş yıllara da bakılacak olursa aynı tablonun görülebileceğine işaret ederek, şunları kaydetti: 
"Yıl sonu beklentimiz de yüksek"
"Son 4 yılın aynı dönemine bakıldığında bu oranın 2010'da yüzde 63.89, 2011 yılında yüzde 59.05, 2012 yılında yüzde 59.69, geçtiğimiz yıl ise yüzde 62.73 olduğu görülecektir. Bu sonuçlar da göstermektedir ki yılın ilk 4 aylık tahsilat tahakkuk oranının ortalaması yüzde 61.34'tür. Dolayısıyla 2014 yılının ilk 4 aylık dönemine ilişkin tahsilat tahakkuk oranı da ortalama orana uygun seyretmiştir. Görüleceği gibi vergi tahakkukunda da tahsilatında da son 4 yılda bir sapma yok. Bu yıl da şu ana kadar bir sapma söz konusu değil. Bu kapsamda yıl sonu beklentimiz de yüksek." 
Öte yandan, 2010 yılında vergilerin tahsilat tahakkuk oranı ilk 4 aylık dönemde yüzde 63,89 iken yıl sonundaki oranın yüzde 84,79 olduğunu anımsatan Şimşek, söz konusu yıl sonu oranının 2011'de yüzde 84,10, 2012'de yüzde 84,86, geçen yıl da yüzde 85,36 düzeyinde gerçekleştiğini bildirdi. 
"Yıl sonu rakamları önemli"
Bakan Şimşek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu sonuçlar da göstermektedir ki son 4 yılın ilk 4 aylık döneme ilişkin vergi tahsilat tahakkuk oranının ortalaması yüzde 61,34 olduğu halde, bu yılların ortalama yıl sonu vergi gelirleri tahsilat tahakkuk oranı yüzde 84,78 olmuştur. Bu veriler göre, her yılın ilk dönemlerinde tahakkuk eden vergilerin tahsilat oranları düşük gerçekleşmekle birlikte yıl sonlarında bu oranlar yüzde 85'ler nispetinde gerçekleşmektedir."
Yılın başı ve sonu neden farklıdır?
Vergi gelirlerinin yıl sonu tahsilat tahakkuk oranına göre ilk 4 aylık dönemdeki orandan daha düşük olmasının nedenlerini de anlatan Şimşek, bunların bazılarını şöyle sıraladı: 
"Örneğin, Motorlu Taşıtlar Vergisi 2 eşit taksit halinde ocak ve temmuz aylarında ödenmesi gerektiği halde bir bütün olarak 1 Ocak'ta tahakkuk ettirilir. Yıllık beyanname ile beyan edilen Gelir Vergisi de 2 eşit taksit halinde, mükellef gruplarına göre şubat-haziran veya mart-temmuz şeklinde ödenmekte olduğu halde, tahakkuklarının ilgisine göre şubat veya mart aylarında bütün olarak gerçekleşir. Öte yandan, mükelleflerin kendi beyanları üzerine veya adlarına re'sen tahakkuk ettirilen vergileri yıl içine yaymak suretiyle ödemeyi istemeleri de bu tablonun ortaya çıkmasındaki etkenler arasındadır."  
"Vatandaşlarımız müsterih olsun, gereken her şey yapılıyor"
Maliye Bakanlığı olarak tahakkuk eden vergilerin süresinde ve tam olarak ödenmesinin sağlanmasına ilişkin çalışmaların sürdüğünü ifade eden Şimşek, "Bu kapsamda mükelleflerin gönüllü uyumlarının arttırılması için internet sitemizde hakları ve ödevleri hatırlatır yayınlar yapıyoruz, broşürler, afişler bastırıyoruz ve bilgilendirici, hatırlatıcı mektuplar gönderiyoruz. Tekrar etmek istiyorum. Vergi tahsilatı çok önemli bir konudur ve burada 77 milyonun hakkı vardır. Vatandaşlarımız müsterih olsun, gereken her şey yapılıyor" diye konuştu.
Kaynak: Haber Kaynağı

Faktoring algısı değişirse, ihracatta tahsilat sorunu biter

Yapı Kredi Faktoring Genel Müdürü Coşkun Bulak, mal mukabili ihracat yapan şirketlerin alacaklarını garanti altına alamadığı için dış ticarette potansiyellerini değerlendiremediklerini söyledi. 
İhracat işlemlerinde mal mukabili satış oranının yüzde 60 olduğunu kaydeden Bulak, “Mal mukabiliyle satış yapan üretici kendi belirlediği risk limitinin üzerinde mal gönderemiyor. Ancak ölçebildikleri ve öngörebildikleri kadar risk alıyor. Dolayısıyla ne kadar ölçebiliyorsa o kadar limit açabiliyor, örneğin bir defada 250 bin dolar üzerinde limit veremiyor. Halbuki faktoring şirketleri yurtdışı satışlarda alacak garanti sağlayabiliyor. Üreticiler, faktoring yoluyla tahsilatı garanti altına alsa bu rakamlar aşılabilir. İhracatın yüzde 60’ı faktoring potansiyeline sahip” diye konuştu. 
İhracatta faktoringin yeterince kullanılmamasının nedeni olarak algı problemine işaret eden Bulak, “Anadolu’ya çıktığımız zaman faktoring deyince al çeki ver parayı anlaşılıyor. Bu yanlış. Bizim işimiz çek değil ama herkes faktoringi çek iskontosu olarak görüyor ama faktoringin içinde yalnızca finansman yok, tahsilat ve garanti hizmeti var. Factoring ihracatın gelişmesinde çok önemli bir rol oynayabilir. Sektörde buna inanan bir çok şirket olduğunu biliyorum. Anadolu’daki algı problemini halledebilirsek, dünyada ihracat faktoringinin ulaştığı noktalara varabiliriz” dedi. 
Kullanım artıyor ama dünyanın gerisindeyiz 
Yurtdışı ticarette faktoring kullanımının son yıllarda artmasına rağmen gelişmiş ülkelere oranla çok geride olduğunu belirten Bulak , “Dış ticarette faktoring ancak yüzde 17 civarında bir paya sahip. Maksimum payı yüzde 20 olmuş, dünyada da benzer bir trend var ama orada rakamlar yüzde 30’lara yükseliyor. Bu açıdan baktığınızda faktoringde gidilecek alan var. Ama özellikle Türkiye’deki faktoring potansiyelini dünyadaki gelişmiş ülkelerle kıyasladığınızda gidilecek çok yol var. Diğer ülkelerde tüm finans işlemleri içerisinde faktoring işlemleri yüzde 12’lere varmışken, bizde hala yüzde 5-6’larda” diye konuştu. 
Faktoring dünyada tedarik zinciri yönetimine gidiyor 
Faktoringin gerçek anlamda Türkiye’de pek bilinmediğini kaydeden Bulak “Bu problem sadece müşteri tarafında değil, bankalar hatta otoriteler tarafında da bulunuyor. Sektör, 2006 bu yana BDDK denetiminde ama bu bile bilinmiyor. Bunu gidip faktoring şirketleri olarak anlatmamız gerekiyor. Banka ortaklı faktoring şirketlerinin sorumluluğu bu konuda daha fazla. Dünya faktoringde farklı bir boyuta geçmiş durumda. Olay artık tedarik zinciri yönetimine gitmeye başladı. Alıcıdan satıcıya ulaşan bir sistem geldi, bir ticaret finansmanına döndü. Türkiye dünyanın gerisinde kalmamak için bunun hazırlıklarına başlamak zorunda” dedi. 
Bankalar ve finansman şirketleri ile eşit koşullar istiyoruz 
Sektörün sorunlarına da değinen Coşkun Bulak, “Bankalar ile faktoring şirketleri arasında vergi ve karşılıklar konusunda farklılıklar bulunuyor. Bu farklılıkların kalkması son derece önemli. Örnek olarak bankalar kendi aralarında borçlanırken BSV ödemezler ama bir faktoring şirketi faiz üzerinden yüzde 5 BSV ödemek zorunda, bu da nihai fiyatı da artırıyor. Bir diğer maliyet artırıcı sorun ise KKDF. Bankalar ve finansman şirketleri KKDF’den muaf. Bu kurumlar yurtdışından bir borçlanma yaptığında KKDF ödemiyor. Biz de ciddi oranlar var, yüzde 2’ye yaklaşan oranlar var. Biz sektör olarak bankalar ve finansman şirketleri ile eşit koşullara sahip olmak istiyoruz” diye konuştu. 
Kayıt merkezi ile kötü niyetli finansmanın önüne geçilecek 
1 Ekim’de faaliyete geçecek olan fatura kayıt merkezinin sektördeki mükerrer işlem sorununu çözeceğini belirten Coşkun Bulak, “Fatura kayıt merkezi yasa ile gelen bir zorunluluk. Faktoringe temlik edilen bütün faturalar oraya bildirilecek. Online ve gerçek zamanlı bir sistem olacak. Biz sisteme faturayı girerken daha önce temlik edilip edilmediğini görebileceğiz. Artık fatura bazında mükerrer finansmanının ya da kötü niyetli finansmanın önüne geçilecek. Sektör şimdiye kadar bu faturalardaki durumu şirketle yürütülen süreç mahkemeye taşınırsa fark edebiliyordu. Bunun haricinde ortaya çıkma şansı pek yoktu. Bu BDDK’nın da isteğiyle yapılan bir proje. Bundan böyle faktoring şirketleri çok daha rahat çalışacak, müşteriler de rahat çalışacak. Operasyonel anlamda büyük bir gelişme olacak” dedi.
Finansal Kurumlar Birliği çok hızlı başladı 
Finansal Kurumlar Birliği’nin (FKB) kurulmasıyla sektörün kamu ile ilişkilerinin güçlendiğine vurgu yapan Bulak, “Birlik olarak çok hızlı başladık. Birlik sayesinde hep beraber masaya oturup sorunları çözebiliyoruz. Birliğin kamu ile yaptığı tüm görüşmelerde çok iyi geri dönüş alıyoruz. Hem faktoring hem leasing hem de finansmanda çok hızlı adımlar atıldı. Şirketteki yoğunluğumuzun bir o kadarını birlikte de yaşıyoruz. Çok ciddi mesai harcıyoruz” diye konuştu.
En iyilerin yarısı Türkiye’den 
Factors Chain International’da (FCI) Türk şirketlerinin yükselişine dikkat çeken Coşkun Bulak, “Geçen sene FCI toplantısı Atina’da olmuştu. FCI şirketleri ‘Türkiye’ye çok ödeme yapıyoruz’ diye yakındılar. Bu da işimizi çok iyi yaptığımızı gösteriyor. İşimizi o kadar usulüne uygun yapmışız ki talep ettiğimiz zaman parayı alabilmişiz. FCI, dünyada HSBC, ING, Bank of China, Finance Fargo gibi gruplarında olduğu dünyadan 278 factoring şirketinin üye olduğu bir birlik. Dünya faktoringin yüzde 90’ından fazlası bu grup üyeleri tarafından yapılırken, üyeler her sene birbirlerine derecelendirme puanı veriyor. Geçen yıl ihracat faktoringinde en iyi 10 üyenin 5 tanesi Türkiye’den seçildi. Bu muhteşem bir sonuç aslında. Dünyada Çin’den ihracat faktoringinde Türkiye ikinci sırada. Bir önceki sene en iyi dördüncüydük” diye konuştu.

26 Ocak 2015 Pazartesi

Müşteri Kaybı Yaşanmadan Alacakların Hızlandırılması ve Tahsilat Zorluklarının Çözümü

Müşteri Kaybı Yaşanmadan Alacakların Hızlandırılması ve Tahsilat Zorluklarının Çözümü
(BANKALAR ve BENZER KREDİ KURUMLARI)
Küresel kriz öncesi ve sonrasında, alacakların tahsilinde yaşanan zorluklar ve tahsilat yapamama konusundaki sorunlar giderek artış göstermektedir. Özellikle satışlardaki vade uzamaları ve tahsilatta yaşanan hukuksal çözümsüzlükler tüm işletmelerin karşısında dağ gibi sorunlar oluşturmaktadır.
Alacakların yönetilmesinin özel bir sanat olduğu ülkemizde, borcun da yönetilerek net işletme sermayesinin kontrol edilebilmesi doğru bir yöntem olarak tanımlanmaktadır.
Eğitimin amacı, süreçler üzerindeki çözümleri sunarak biriken ve donuklaşan alacakların hızını arttırma konusunda yapılacaklarını belirlemek ve çözüme kavuşturmak olacaktır.
Eğitim sırasında süreç yönetimindeki zafiyetlerin tespit edilmesi beraberinde çözüm önerilerinin geliştirilmesini, bu da sorunların çözülmesini sağlayacaktır.
Esas olan “alırken kazanmak” felsefesine dayanarak satışta başlangıçtaki müşteri seçiminin analizi ve doğru satış yapabilmenin kuralları da dikkate alınacaktır.
Bu husus Bankalar,kredi kuruluşları,uç noktada bireysel vadeli satış yapan kurumlar ve benzeri kreditör firmalarda İstihbarat ve mali analizin katkılarıyla beraber değerlendirilecek,uygulamada rastlanılan aksaklıkların giderilmesinde kullanılabilecek teknikler önerilecektir.
Kredi kurumları ve benzer kurumlarda gecikmiş alacaklara intikal ettirmeden tahsilatın hızlandırılması ve bu konuda alınabilecek önlemler önerilecek,uygulama olasılıkları tartışılacaktır.
“Başarılı tahsilat, başarılı satıştan gelir” sloganından hareketle müşteri seçimindeki istihbarat ve analiz yöntemleri (kredi, risk ve alacak yönetimi) de önemle değerlendirilerek gerekli çalışmalar önerilecektir.
İÇERİK:
  • Müşteri yönetimi ve değişen dünyada müşteri profili,
  • Müşteriler de ERROR verir
  • Sorunlu müşterilerle ilişki yönetimi
  • Müşteri Analizi ve Araştırması “Doğru Müşteri, Doğru Satışı Getirir”
  • Alacak Yönetimi, Alacak Yapılandırması ve Bilanço İçerisinde Alacakların Önemi
  • Tahsilat Gecikmelerinin Mali Tablolar Üzerindeki Etkileri
  • Geciken Tahsilatta Kıymetli Evrak ve Vade Yapılandırması
  • Tahsili gecikmiş alacakların tahsilindeki hukuksal süreç
  • Kredi işlemlerinden kaynaklanan gecikmelerin asgariye indirilmesi
  • Kredi limit tahsisinde önemli ayrıntılar
  • Gecikmiş alacaklara intikal ettirmeden tahsilatın hızlandırılması
  • Mali tablolar üzerinden hareketle kredi limit uygulamaları
  • Kreditör kuruluşlarda tahsilat sorunları ve çözüme yönelik uygulamalar
  • İstihbarat ve araştırmanın tahsilat üzerindeki olumlu etkileri
  • Müşteri Kaybı Yaşanmadan Tahsilat Çözümleri
  • Firmalarda Tahsilat Sistemleri Kurulumu ve Yönetimi
  • Uluslararası Alacak Tahsilatları ve Sorunları,dış ticarette tahsilat ve küresel değişim
  • Bayilik ve VİP müşterilerde Kredi Risk Yönetimi ve Müşteri Kredi Limiti Tahsisi
  • Müşteri ve sektör bazında scoring ve önemi
  • Gecikmiş Alacaklar Takibi ve Tahsili Gecikmiş Alacaklardaki Hukuksal sorunlar ve çözüm önerileri
  • Alacakların Devir Süratinin Arttırılmasında sözleşmelerin önemi

MUHASEBE MESLEĞİNDE TAHSİLAT SORUNU

Kocaeli SMMM Odası sitesinden alınmıştır.
•Tahsilat sorunu sadece muhasebecilerin sorunu olmadığını bu sorunun hizmet sektörünün bir sorunu olduğunu görmekteyiz.
•Biz muhasebeciler bilgi satıyoruz. Bilgilerimize dayalı olarak hizmet üretiyor ve hizmetimizi satıyoruz, bunun karşılığında ücret alıyoruz.
•Müşterilerimize elle tutulur gözle görülür herhangi bir şey vermiyoruz. Avukat veya doktor gibi değiliz, avukat hizmeti karşılığında müşterisini kanun karşısında savunuyor veya bir icra davası görmüşse müşterisine artı bir şeyler kazandırıyor.
•Doktorda aynı şekilde hastasını sağlığına kavuşturuyor derdine çare oluyor.
•Oysa muhasebeci tam tersine vergisel yönden baktığımızda,müşterisinden bir şeyler alıyor ve devlete vergi ödetiyor.
•Şu an muhasebe mesleğinin toplumdaki imajı, vergi ödeten tüm angaryaları yapan ve en ufak bir hata durumunda tüm sorumlulukların yüklenildiği kişi pozisyonundadır.Hiçbir zaman bir avukat dava kaybettiğinden dolayı sorumlu tutulmuyor.
Müşterimizden para istediğimizde hemen hemen herkese söylenen söz; “ne yapıyorsun ki” oluyor.Öncelikle bizler müşterilerimize ne yaptığımız iyi anlatmamız gerekmektedir.
Sadece vergi ödeten, vergi için muhasebe yapmadığımızı gerektiğinde kendisine lazım olan tüm raporları bizlerden alabileceğini, anlatmamız gerekmektedir. image
•Ülkemizde muhasebe kültürü“vergi beyannamesi” hazırlanması üzerine inşa edilmiştir. Bir muhasebeciden beklenen, şirketin ve patronun başını, vergi daireleriyle belaya sokmadan, en az vergiyi verecek şekilde hesap tutmasıdır. Başka bir deyişle, ülkemizde muhasebe hilesi“vergi kaçırma” muhasebe becerisi de “vergiden kaçınma” olarak kabul edilir.
•Kayıtlı bir ekonomide muhasebeci ve mali müşavirler hangi işleri yaparlar?
•- Belgeleri toplarlar ve tasnif ederler
•- Tasnif edilen belgeleri bilgisayar ortamında muhasebe kayıtlarına girerler
•- Mizan çıkartırlar ,- İç kontrolleri yaparlar (cari hesap, çek, banka, senet, stok vb.) 
•- Demirbaş listelerini düzenlerler - KDV, Muhtasar ve Damga Vergisi beyannamelerini düzenlerler
•- SSK Bildirgelerini hazırlarlar - Ücret bordrolarını hazırlarlar - Üç ayda bir geçici vergi beyannamesi düzenlerler – Aylık BA BS formlarını düzenlerler 
•- Yıllık Kurumlar Vergisi veya Gelir Vergisi beyannamelerini hazırlarlar - İşçi giriş ve çıkışlarında gerekli bildirimleri hazırlar ve ilgili kurumlara iletirler
•Gelir tablosu ve bilanço gibi mali tabloları düzenlerler 
•- İş sahibinin ya da müşterisinin isteği doğrultusunda özel finansal raporlamalar yaparlar
•- Mükellef ile vergi idaresi (ve tabii ki diğer kamu kurum ve kuruluşları) arasındaki evrak akışını organize ederler
•- İstendiği zaman mükellefin defter kayıt ve belgelerinin denetimi için yardımcı olurlar 
•- Mükellefe başta vergi mevzuatı olmak üzere diğer yasal mevzuat hakkında danışmanlık yaparlar
.-vb
•Kayıt dışı ekonomide tüm bunların yapılmasına gerek yoktur. Zaten satışlarını ve alışlarını belgesiz yaptığından, buradan çıkaracağımız raporların tamamı güvenilir ve doğru olmayacaktır. 
•Başkanımızında her zaman üstüne basarak söylediği, Biz muhasebecilerin hazırladığı rapor ve beyannamelerin gerçek ve güvenilir olması 3 doğrudan geçmektedir.- Doğru belge – Doğru kayıt – Doğru rapor. Son iki doğru bizim işimiz ancak son ikinin doğru olması için birinci doğruya yani doğru belgeye, kayıtlı ekonomiye dayanmaktadır.
Kayıtdışı ekonomilerde, düzenli, sistemli, resmi bir muhasebeye gerek yoktur!
•Sevgili arkadaşlar tüm bunları neden anlattım, müşterilerimizden tahsilat yapamamamızın nedenlerinden biri kayıtdışı ekonomiden kaynaklanmaktadır.
•Kayıtdışı önlendiğinde muhasebe mesleğinin önemi artacak ve muhasebecilerde emeğinin karşılığını tam olarak olabileceklerdir. 
image
Haksız rekabetten kaynaklanan tahsilat sorunu
•Yeni mükellef her zaman en iyi ödeme yapan müşterimizdir.
•Ancak belli bir zaman sonra kendisine daha düşük ücret teklif ediliyor.
•Kimi defteri az olduğundan yeni defter kazanmak için,  kimisi defteri fazla olup sürümden kazanmak istediğinden ucuza defter tutabilir. 
•Müşterimizde böyle bir teklif karşısında bize gelip fiyatını düşürmek istiyor, biz kabul etmiyoruz, bu seferde muhasebe ücreti ödememeye başlıyor.
İş yoğunluğundan, ücretimizi isteyecek zamanımızın olmamasından
•Müşterilerimizden muhasebe ücretini ödemesi için bizzat işletmeye gitmemiz gerekiyor.Bizler gittiğimizde, şimdi param yok haftaya gel denildiğini hepimiz biliyoruz. 
•Haftaya gelemeyiz çünkü kdv muhtasar gibi beyannameler yetişecek.
•Böylece işletme sahibi muhasebe ücretini ötelemiş oluyor ve muhasebe ücreti birikiyor. Telefon açıyoruz Kaçıyormuyuz müsait olunca ben sana haber veririm diyor,
image
Tahsilat sorununun nedenleri
•Kayıt dışı ekonomiden dolayı muhasebenin öneminin azalmış olması.
•Müşterimize muhasebede neler yapıldığının iyi anlatılmamış olması
•Haksız rekabetten dolayı
•Zaman yetersizliği veya iş yoğunluğundan ücretimizi zamanında isteyememekten 
Tahsilat Sorununun çözüm yolları
•Maliye bakanlığı tarafından tahsil edilsin
•Odalar tarafından tahsil edilsin
•Maliye bakanlığı tevkifat yoluyla tahsil edilsin
•3568 sayılı yasa ile çözülsün.
•Bankacılık sistemi ile otomatik ödeme mecburiyetinin getirilmesi. Vs.
Sonuç
Eğer, tahsilat yapmasını maliye bakanlığından beklersek maliyenin memuru pozisyonuna gireriz. Bizim serbest olmamız esastır. Hangi sektörde tahsilat işi başkasına verilmiştir? Eğer meslek mensubu ücret tahsilat işini odalar yapsın derse o zaman esnaf da benim tahsilat işini Esnaf Odası veya Ticaret Odası yapsın diyebilir. Her kurum zaten kendi alacağını almakta zorlanıyor. 
Yaptığımız işin değeri anlaşılmadan ne söylesek boştur. Önemli olan bizi karşı tarafın nasıl gördüğüdür. İşletme sahiplerinin gözünde nasıl bir değer aldıysak bize o şekilde davranır.
Önerim Acıl yapılması gereken
•Bildiğimiz gibi 3568 sayılı yasanın ücret ve disiplin yönetmeliklerine göre “meslek mensuplarınca, asgari ücret tarifesinde yer alan ücretlerin altında iş kabul edilmesi, ücret yönetmeliğine aykırı olarak, ücretini tahsil etmediği halde daha sonraki yıllarda işini sürdürmesi” disiplin suçudur.
•Bu maddeyi hatırlatan bir basın açıklaması yapılması, muhasebeciler ücretini almadıkları müşterinin işlerini yapmayacaktır, yapan meslek mensuplarına disiplin yolu görünmektedir. Haksız rekabete neden olmaları ve ücret yönetmeliğine uymadığı için disipline verilecektir.
image
image

SMMM LERİN TAHSİLAT SORUNU – ARAŞTIRMA – ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

SMMM LERİN TAHSİLAT SORUNU – ARAŞTIRMA – ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Dışarıdan bakıldığında hemen hemen her ay aynı şeyler gündemde olduğundan statik bir yapı arz eden oysa her ay kendi içinde inanılmaz bir dinamizm barındıran, her türlü ve her an; hata, hile, denetim, rapor, teknoloji, işlem, kayıt, hesap verme, hesap sorma, takip, dikkat vs birçok unsuru  hemde birbiri ile bağlantılı biçimde barındıran BEYİN YOĞUN bir meslektir mali müşavirlik.
Sorumlu olduğu kişi ve kurum sayısı, bilgi edinmek zorunda olduğu konu ve mevzuat; inanılmaz boyuttadır. Hiçbir serbest meslek erbabının her günü her ayı bu kadar yoğun değildir ve olamaz. Buna da hiçbir beden hiçbir beyin katlanamaz. Bir doktorun haftada 2 yoğun ameliyatı, bir mühendisin aylar boyunca süren bir projesi, bir avukatın ayda yada haftada bir önemli duruşması ve buna bağlı olarak gerilimleri vardır. Oysa yukarıda belirtildiği gibi her günü yoğun geçen, gezmede, aile ortamında, taşıtlarda, telefonda, sanal alemde velhasılı her ortamda insanların sorularıyla karşılaşan ve mutlak doğru cevap vermek zorunda olan, bazen test edilen bu meslek mensuplarının kendisinin sorumlu olduğu yakınlarından dahi kopuk halde sürdürdüğü bu meslekte emeğinin karşılığı alınabiliyormu? ASLA..
Tüm meslektaşların yıllar boyunca en önemli derdi bu olmuştur. Tabii ki bu konu mesleğin kamuoyundaki; kariyeri, onuru, saygınlığıyla da bağlantılıdır. Daha önce özellikle geçici maddelerden belge alanların ve o dönemde mesleği icra edenlerin “iş bitirici, iş takipçisi, köşe dönücü” anlayışları mesleğe karabulut gibi çökmüş ve hala bu imajın tamamı kaldırılamamıştır. Bir başka araştırma konusu olan bu hususa başka platformlarda değineceğiz ancak tahsilat konusunda önem arz eden bu bakış açısını belirtmeden geçemeyeceğiz.
Bugün devletin tüm işlerini ücretsiz yaptırdığı, eleman, kırtasiye ve iletişim maliyetlerinden tamamen kurtulup meslektaşa yüklediği bu dönemde kurduğu tahakküm ve sessiz kitle nedeniyle çözüm bulması beklenmemektedir.
Yine asıl sorumlu olan, var olma nedeni meslek ve meslektaşın sorunları olması gereken ancak mesleğin içinde olmadıklarından ve kurdukları sistemlerle hem işlerindeki düzenlerde bu sorunları yaşamayan hemde büroları olmayıp olsa dahi asla kazanamayacakları kazançları sağladıkları meslek örgütlerinde kalıcı, kesin çözüm olan, radikal, profesyonel kararlara yada uygulamalara imza atamamaktadırlar. Bu örgütlerdeki çözüm bulması gereken yönetim kurulları, komisyonlar, kurullar vs 81 ilde toplandığı takdirde azımsanmayacak boyuttadırlar. Burada sorulacak soru şudur; Ya bu konuda asla üretken olmayan bu kişilerin gerçekten potansiyeli yoktur yani düşünememektedirler, ya bu kişileri tercih eden kitle sağlıklı seçim yapamamaktadır yada bu kişiler sorunların çözümüne kasıtlı olarak katkıda bulunmamaktadır? Bu sorunun 4. bir alternatifi olmadığı gibi verilecek cevapların her bir Evet ihtimali içler acısı durum demektir.
Bu acı durumu tüm meslektaşlarımız bildiği gibi biz kendi çözümlerimizi masaya yatırıp çözüm üretmeye çalıştık.

Muhasebecilerin tahsilat sorunları

Muhasebecilerin tahsilat sorunları

Muhasebe bir ülkenin ekonomik dinamiklerinin en önemli gösterge alanıdır. Bir ülkede muhasebe ne kadar iyi organize edilir ve Genel muhasebe standartlarına uygun tutulursa, o ülkenin kalkınmasıda o derece iyi olur. Çünkü, devletin var olması için vergi gerekir, vergininde adil ve gerçek ölçütlerde toplanmasıda, işletmelerin muhasebe kayıtlarının doğru ve ve kriterlere uygun tutulmasıyla gerçeği yansıtır. Vergi bir devletin en önemli hayat damarlarıdır. Yine sağlıklı iktisadi kuruluşların oluşmasıda yukarıda ki standartlar çerçevesinde mümkündür. Burada devletle işletmeler arasında en önemli köprü ise; muhasebece ve mali müşavirlerdir.
Ancak muhasebecilerin en önemli sorunu kendi emeklerinin karşılığını tam ve zamanında alamamalarıdır. Haksız rekabet koşullarının da en üst seviyede olduğuda göz önüne alındığında muhasebecilerin ekonomik anlamda ayakta kalmaları oldukça zor olmaktadır. Hergün artan büro maliyetleri ve teknolojik gelişmelere uyum için sarf edilen giderler muhasebecilerin işini bu anlamda dahada zorlaştırmaktadır. Birde üstüne emeğinin karşılığını alamamış olmalarıda ayrı bir kambur olmaktadır.
Şimdi devletin en önemli gelir kaynağına köprü görevi gören muhasebeciler bu durumda görevlerini ne kadar sağlıklı yapabilirler? Birde kaçak muhasebecilerin yasal defter tutma ücretinin altında mükellef edinmeleri de eklenince bu sıkıntı katlanarak devam edecektir. Devlet için yarı kamusal bir görev üstlenen muhasebecilerin sıkıntılarının aşılmasında devlet daha etkin bir rol oynayamaz mı? Özellikle tahsilatları konusunda ve belgesizlerin defter tutmalarını engellenmesi konusunda.
Çözüm ne olabilir? Bu soruya cevabı biz muhasebeciler, maliye, ve turmob beraber bulmalı.
Bir öneri olarak aklıma ilk gelen çözüm; Serbest meslek stopajlarının tahsili gibi maliyenin defter ücretlerinide aynı beyannamede beraber almasıdır. Mükellefle meslek mensubu arasında imzalanan Meslek Sözleşmesinin maliye ye beyan edilmesi (ki beyan ediliyor), Sözleşmedeki tutarın stopajla beraber muhtasar beyannamesinde gösterilerek tahsil edilmesi. Bunun meslek mensubu ve devlet açısından nasıl bir avantajı olacaktır? Bir kere tüm işletme sahibleri bir meslek mensubuyla anlaşmak ve resmi bir sözleşme yapmak zorunda kalacaklar. Belgesiz ve kaçak çalışanlar devreden çıkmış olacak. Ayrıca meslek içerisinde yasal ücret sınırlarının altında defter tutulmasınında önüne geçilmiş olunacak, önemli bir haksız rekabet konusuda ortadan kalkmış olacaktır. Maliye de meslek mensubunun gerçek kazancı üzerinden vergisinin tahsilini ikinci bir kırtasiyeye gerek duymadan birebir yapabilecektir. Yine tahsilat ve diğer konularda kendini güvende hisseden meslek mensubu iş güvenliği ve dikkati anlamında daha iyi bir motivasyon sağlayacaktır.Mükellef karşısında duruşunu sağlamlaştıracak ve işinin hakkını daha iyi bir şekilde verecektir.
Yukarda bahsettiğimiz bu sıkıntılar arasında bile muhasebeciler her koşulda bu devletin en önemli temel taşlarından biri olma bilinciyle işlerini hakkıyla yapmaya çalışmaktadır.

KOBİ’ler için tahsilât sorunu olmayan satış yapabilmenin temel ilkesi

KOBİ’ler için en önemli para kaynağı, tahsilât sorunu olmayan düzenli satışlardır. Özellikle altını çiziyoruz, “istisnasız her KOBİ sahibi kendi işletmesi için bunu sağlayabilir.” Bunun için önemli bir pazarlama ilkesini öğrenmek ve tabiî ki uygulamak gerekiyor. Bu ilkede temel; sunulan ürün/hizmetlerin pazarları ile olan ilişkisini anlamak ve buna göre rahatlıkla satın alma yapabilecek nitelikli müşteri adaylarına odaklanan bir pazarlama stratejisi kurmaktır.
Çoğu iş sahibi satış pazarlama çabalarını en iyi müşterilerini kendilerine çekmek için bilinçli olarak yönlendirmenin sağlayacağı gücün farkında değildir. En iyi müşterilerinin kimler olduğunu belirlemek, daha çok değil daha akıllıca çalışmak için KOBİ sahiplerine önemli bir avantaj sağlar.
KOBİ’ler satış yaparken sadece en fazla satın alma olasılığı bulunan kesimi hedefleyebilseydi nasıl bir başarı kazanabilirlerdi? Bunu başarmanın ip uçlarını Özgür Kaşifler İş Geliştirme Koçları KOBİ sahipleri için hazırladı.
KOBİ’lerin Karlı Satışa Odaklanmaları İçin Ürün-Pazar İlişkisini Tanımlamak
İstediğiniz geliri ve karı elde etmenin ilk adımı, ürünleriniz ve pazarlarınız arasındaki ilişkiyi çözümlemektir. Bunu her KOBİ sahibi kolaylıkla yapabilir. Öncelikle pazar ve ürün kavramlarına bir göz atalım:
Pazar, ürünlerinizin ve hizmetlerinizin müşterileri olan veya olabilecek insan veya kuruluş gruplarını tanımlamak için kullanılan genel bir isimdir. Herkes ürünlerinizin müşterisi değildir. Ürünleriniz bazı insanlar için mükemmel, diğerleri için tamamen yanlış, daha başkaları için de “eh işte” denilen türden olabilir.
Ürününüz ise somut şeyler olabileceği gibi hizmetler veya bunların ikisini de içerebilir. Ürünlerinizi sınıflandırırken müşterinin görüşünü dikkate alarak, sunduğunuz diğer ürünlerden tamamen farklı olan her ürünü belirlemeniz gerekmektedir.
Peki, ürün ve pazar arasındaki ilişki nedir? Biz bu ilişkiyi net olarak gösteren tabloya ürün-pazar matrisi diyoruz. Ürün - pazar matrisi bazı önemli rakamları yönetmek için size yardımcı olacak büyük bir araçtır. Firmanız hakkında düşünme ve karar verme biçiminizi de düzenlemenizde önemli bir rol oynar.
Daha bariz olabilmesi için bir örnek üzerinden de açıklamaya çalışalım:
Poly, İstanbul’un bir ilçesinde alışveriş merkezlerinden uzakta, çok işlek olmayan bir ara sokakta bulunan giyim mağazasıdır. Ve bu mağazada pantolon, tişört, bluz, etek, gömlek, kazak vs. her türlü ürün satılmaktadır. Müşterileri ise o bölge ve civarında ikamet eden, aynı zamanda haftanın belli bir gününde mağazanın bulunduğu sokağın paralelinde kurulan pazara gelen bayanlardır.
Ürün-pazar ilişkisini net çıkarabilmemiz için müşterinin görüşüne göre Poly mağazasının ürünlerini;
- Bayan
- Erkek
- Çocuk
giyimi olarak sınıflandırabiliriz.
Aynı şekilde pazarı ise;
- Mağazanın bulunduğu bölgede oturanlar
- Pazara gelen bayanlar
olarak sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırmayı yaptıktan sonra birbirleri arasındaki birtakım kilit noktaları ölçümlememiz gerekmektedir:
- Mağazanın bulunduğu bölgede oturan bayanlara, ürün gruplarımızı düşündüğümüzde hangisinden ne kadarlık bir satış gerçekleştiriyoruz? Ve tabii ki diğer hedef pazarlarımız için de aynı ölçümlemeyi yapacağız.
- Yine mağazanın bulunduğu bölgede oturan bayanlara ürün gruplarımızın her biri için yaptığımız satışlardan ne kadarlık bir kar elde ediyoruz? Ve burada da diğer hedef pazarlarımız için de aynı ölçümlemeyi yapacağız.
- Her bir ürün grubu için hedef pazarlarına göre satış adetlerimiz nedir?
Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan tablo çoğu zaman firma sahipleri açısından şaşırtıcı olabiliyor. En çok sattıkları üründen aslında doğru düzgün kar edemediklerini, ana ürünlerinin bayan giyimi olmasına rağmen reklamlarında çocuk veya erkek giyimine ağırlık verdiklerini ya da hedef pazarının civarda ikamet eden bayanlar olmasına rağmen reklam çalışmalarında bu pazarı kullanmadıklarını fark edebiliyorlar.
Ürün-Pazar ikilisinin arasındaki ilişkiyi görmek ve anlamak, işletmenizi doğru planlar yapma konusunda rotada tutacaktır. Bu planlar doğru ürün tasarlama, üretme veya temin etmeden tutun doğru reklama kadar işletmeniz içindeki tüm birimleri kapsamaktadır.
Yeterince ve sorunsuz satış yapmanın formülünün, müşterilerinizin gözünde, onların ihtiyacı olan ve en önemlisi de size en çok karı bırakan ürününüzü tespit etmek ve sözkonusu ürünü satınalabilecek nitelikli müşteri adaylarınız için bir pazarlama stratejisi yapmak olduğunu görebiliyor musunuz?
Unutmayın! Ürününüzün ne kadar mükemmel olduğunu düşünseniz de satışta her zaman pazarın davranışı belirleyici olacaktır.

satışta tahsilat problemi ciddi bir sorundur

Ülkemizde hukuk sisteminin hızlı işlememesi , avukat ücretlerinin yüksek oluşu , ödemelerde çek ve senet  kullanılmaması sebebiyle, ticaret bir çok sektörde açık hesap olarak yürütülmektedir. Burada  karşılıklı iyi niyet, güven, biraz da şanş faktörü ile firmalar paralarını geç de olsa birbirlerinden alabilmektedirler.
Tahsilat problemi ülkemizde bir çok girişimcinin iş kurmaya cesaret edememesinin en önde gelen sebeplerinden biridir. Tahsilat problemi, eğer kamu ile iş yapıyorsanız ve bu kurumlarda bir tanıdığınız yoksa daha da büyük bir problemdir. Ödemelerin çok yüksek miktarlara ulaşması sebebiyle bir çok firma bu nedenle iflas etmektedirler.
Bu girişi yaptıktan sonra, Garip'in sorusuna cevap vermek isterim: 

Ülkemizde tahsilat satıştan daha zordur. Ana sebebi alıcıların bu konudaki düşünceliridir:
Parayı geç ödemenin bir marifet veya iyi bir iş adamlığı olarak görülmesi. Ödemenin geç yapılması da ayni şekilde alıcıları rahatsız etmemesi.
Paranızın almanın tek yolu alıcıyı hergün arıyarak rahatsız etmek, baskı yapmak, hatta göz dağı vermekten geçiyor. Bunu herkesin yapması beklenenemez, özellikle karşınızdaki firma çok büyük bir firma ise..
Ne yapılmalı yerine , kendi firmamdan örnek vermek suretiyle yardımcı olmaya çalışayım:
 Yeni çalışmaya başladığımız bayi veya müşteriler ile kesinlikle açık hesap çalışmıyoruz.   Ödeme konusunda müşteri/bayiyi ödeme gününden en az 1 gün önce arıyoruz. Ödeme pazarlığı yaparken ödeme gününü öğrenmeye çalışıyoruz ve bu konuda satış yapar gibi sıkı bir pazarlık ediyoruz. Bu konu satış esnasında gündeme gelmezse ileride daha büyük problem oluyor ( alıcı bu konuda ciddiyetinizi başından anlamali).
Sürekli ödeme problemi yaşadığımız müşteri/bayileri öncelikle uyarıyor, firma sahiplerini şahsen ziyaret ediyor, hiç bir yöntem çalışmazsa açık hesap çalışmayı bırakıyoruz.
Bunun riski bayi/müşterilerinin tepki göstererek sizle çalışmayı birakması. Bundan kesinlikle korkmayin! İşinizi iyi yaptiğiniza inaniyorsaniz, kendinize güvenin, bu konuda herhangi bir endişe duymanıza gerek yoktur. Bu ve benzeri müşterileriden size uzun vadede fayda gelmez!
Tahsilat konusunda %100 bir çözüm yoktur. Ama satışı kapatmadan veya siparişi almadan önce bu konuyu muhakkak gündeme getirmek, ileride oluşacak problemleri minimize etmenize katkıda bulunacaktir.
Ülkemizde hukuk sisteminin AB standartlarına ulaşması, çek kullanımının ticari hayatta daha yaygın kullanılması, zamanında ödemenin rekabette önemli bir unsur ve prestij olarak görülmesi ile uzun vadede tahsilat problemlerinin azalacağını ümit ediyorum.
Bu konuda önerilerinizi ve kurumunuzun uyguladığı başarılı yöntemler varsa, lütfen benle paylaşınız.
sevgilerimle,

Tahsilat sorunu veya emeğin istismarı...

İnsanoğlu, hayatı boyunca sorunlarla uğraşır. Hayatının her evresinde sorunları farklıdır. Çocukken büyümektir mesela, büyüyünce de yaşlanmak. Bir de bulunduğu konum itibariyle farklılaşır dertler. Çalışansanız, ücretlerdir sorununuz, sosyal haklardır, çalışma şartlarıdır. İşverenseniz, verimliliktir, maliyetlerdir, rekabettir sorunlarınızın başlıcaları….
 Her mesleğin de kendine has sorunları var ayrıca.
Avukatın sorunu başka, eczacının başka, mühendisin başka, doktorun başkadır sorunları.
 Her birinin de bir diğerine göre sorunu daha büyüktür, daha fazladır. Bana sorarsanız, en büyük sorun, muhasebecilerin sorunlarıdır, mali müşavirlerin sorunlarıdır çünkü ben de bu mesleğin mensubuyum.
 Gerçekten böyle midir, bizim sorunumuz en ağır, en büyük sorun mudur veya sorunlar mıdır, diğer mesleklerin sorunlarına göre? Objektif bakmıyor muyum, bakamıyor muyum yoksa ben? Objektif baktığım iddiasındayım.   Buna ilişkin argümanlarım da var elbet. Bu mesleğe başlamadan önce ücretli olarak da çalıştım kısa sürelerle de olsa. Ticaret de yaptım. Yani bir kaç farklı mesleğin penceresinden baktım iş dünyasına. Bu girizgahtan sonra sadede gelelim eskilerin deyimiyle. Kim ne derse desin, “bizim mesleğimizin sorunları, en büyüktür” şeklinde çok iddialı konuşmayalım ama “en ciddi sorunları olan mesleklerden biridir bizim mesleğimiz” diyerek biraz daha mütevazı davranalım. Bizim sorunlarımızın en temelinde yatanı ise tahsilat meselesidir.   Bazı meslektaşlarım buna katılmasa bile, onlarla tartışmalarımda ortaya koydukları gerekçeler benim düşüncemde en ufak bir değişikliğe neden olamadığı için bu görüşümde hala ısrarcıyım.
Yılda bir‐ iki ay yapılan bir işken, mevzuat hazretlerinin inanılmaz katkılarıyla işten başın kaldırılamadığı bir hale gelen mesleğimiz, en çok ezilen, haksızlığa uğrayan meslek de oluvermiştir bu arada.
 Çünkü müşterinizle devamlı ve uzun süreli bir ilişki içinde olmanız, sizin otoritenizi de ciddiyetinizi de dikkate alınırlığınızı da büyük ölçüde alıp götürüvermiştir. 


 Kaleci gibisiniz bir de, onca çıkardığınız pozisyondan sonra yediğiniz bir talihsiz gol, bütün kurtardıklarınızı unutturuverir.
 Bütün bunların üstüne alnınızın teri, hızla eskittiğiniz beyninizin ve feda ettiğiniz özel hayatınızın karşılığı olan emeğinizin bedeli ödenmez, istismar edilir, sulandırılır.
  En ağırı da budur bana göre.   Bundan daha ağırı ise benim meslektaşım hakkını aramaz, arayamaz, isteyemez olmasıdır… Utanır, sıkılır, ezilir. 
 Çeşitli platformlarda ortaya koyduğunda, utana sıkıla kabul eder bu durumu ama yine mahcuptur, ısrarlı savunamaz. Sanki yaptığı işin, verdiği emeğin bir kıymet‐i harbiyesi ve ücret talep etmeye, istismarına ses çıkarmaya hakkı yoktur gibi durur. Oysa bu temel sorun, mesleğin diğer ağır sorunlarının da altında yatan, o sorunları büyüten, kangrenleştiren bir sorundur. 
 Bu sorun halledilebilse, diğer büyük sorunların nerdeyse tamamına yakını kolayca ortadan kaldırılacak veya kendiliğinden yok olacaktır. Ama ne yazık ki, bu mesleğin en temel sorunu olan alın terinin, el emeğinin istismarına karşı duran, mücadele veren insanlar, köylülerin muzdarip olduğu fil için şikayete birlikte gittikleri Nasrettin Hoca’yı yalnız bırakmaları gibi yalnız kalırlar, yalnız bırakılırlar meslektaşları tarafından.   Bu mücadeleyi verenler meslektaşlarının pasifliği ve silikliği karşısında umutsuzluğa kapılır, ‘ben neyin mücadelesini, kimin için veriyorum’ diye düşünür. Tıpkı benim gibi…